19 Aralık 2008 Cuma

desaparecido

laf aramızda "desaparecido"
http://www.youtube.com/watch?v=H2W4wglPW2c

11 Aralık 2008 Perşembe

Bir Kişicik Dört Kişilik


Bayram ziyaretleri sona erdi. Tatilin kalan günlerinde birikmiş işleri,okuma yazmaları bitirirken geçenlerde Melih Arat' ın gönderdiği bir yazıdan bahsedelim dedim. Bahsetmeye üşendim yazıyı olduğu gibi kopyalıyorum:

"Dört Farkli Kisilik Tipi
Lanna Nakone'nin kaleme aldığı 'Her Çocuk Farklı Düşünür' isimli kitap oldukça ilginç. İnsanları 4 kişilik tipine ayırmış. Benim bugüne kadar incelediğim kişilik kuramları içinde akla en yatkın bulduğum örneklerden biri.
Bu kişilik tiplerini kitapta olduğu şekliyle değil, kendimce bazı açılardan yeniden tanımlayarak paylaşacağım. Dört kişilik tipi var: Penguenler (düzenci-kuralcılar), Lassieler-Köpekler (uyumcular), Vahşi Atlar (yenilikçiler), Aslanlar (otokratik liderler).
Penguenler (düzenci-kuralcılar): Bu kişilik tipinin penguenlerle özdeşleştirilmesinin sebebi, penguenlerin son derece düzenli ve kurallı bir yaşam sürmeleri. Penguenler mükemmel bir sırayla yürüyor. Her biri aynı noktaya geldiğinde sağa ya da sola dönerek suya atlıyor. Kurallara tam bir uyum sağlıyorlar. Bu grupta değerlendirilenler için kurallara uymak ve başkalarının da kurallara uyması çok önemli. Genel olarak son derece düzenliler. Zaman planına da uyuyorlar. Dakikler ve dakik olmayan insanlar onları rahatsız ediyor. Penguenlerin başlıca sloganı: Her şey yerli yerinde olmalı.
Lassieler-Köpekler (uyumcular): Bu kişilik tipinde olanlar da, insanlarla uyum sağlama gayreti içinde. Sosyalleşme ihtiyaçları çok fazla. Son derece fedakârlar. Adeta başka insanlar için yaşıyorlar. Zamanlarını önemli ölçüde arkadaşlarının dertlerini dinlemekle ve onlara yardım etmekle geçiriyorlar. Belirli ölçüde dağınıklar. Kendi zamanlarını iyi kullanamıyorlar. Birçok örnekte projelerini, görevlerini yetiştiremiyorlar. Sosyalleşmeleri ve başka insanların dertleriyle uğraşmaları onların zaman kaybetmesine yol açıyor. Kurallara ve ortama genel olarak uygun davranmaya çalışıyorlar. Belirli bir özellikleri de bağlılıklarının yüksek olması. Kendilerine iyi tanımlanmış görevleri yapıyorlar. Bir başka özellikleri ise sevdiği birinin görev olarak verdiği işi yapmak için çok çalışmaları.
Vahşi Atlar (yenilikçiler): Bu kişilik tipindekiler, sürekli yeni şeyleri denemek istiyor. Macera fikri onları harekete geçiriyor. Hayal güçleri çok gelişmiş. Sürekli bir proje peşindeler. Kurallardan hoşlanmıyorlar ve hatta kendi kurallarını koyma gayreti içindeler. Zamanla, saatlerle işleri yok. Hoşlandıkları bir proje ise o proje hemen o an yapılmalı. Bu tür bir projede zaman onlar için akar gider. Onları ilgilendirmeyen kurallar ve organizasyonların zaman programlarından sıkılırlar. Dağınıklar ve hatta çevrelerini yığma şeklinde düzenliyorlar. Yani her şeyi üst üste atarak düzenliyorlar. Tasarımlar, projeler, yeni fikirler, yeni insanlar, yeni yerler, meydan okuyan görevler 'Vahşi At' profilindekilere göre. Bu tiplere vahşi at denmesinin sebebi, vahşi atların özgürlüklerine düşkün olması, dört nala sağa sola giderek keşifler yapması ve çok zor evcilleştirilmesi.
Aslanlar (otokratik liderler): Bu kişilik tipindekiler başarı odaklı ve hırslı. Başarmak için her şeyi yapabiliyorlar. Başarı için insanlar zorlanabilir ya da kırılabilir. Empati duyguları düşük; sosyal becerileri gelişmemiş. Bununla birlikte iyi proje planlaması yapabiliyorlar. Başarı odaklılıkları da ne olursa olsun, projeyi bitirmelerine yardımcı oluyor. Bir özellikleri de işleri yapmak yerine yaptırmaya çalışmaları. Aslanlar da av işini dişi aslana bırakır.
Herkes bu dört kişilik tipinden birine oturmak zorunda değil, birkaçının karması da olabilir. Ancak bir kişilik tipi, bir insanda ağırlık kazanabilir. Örneğin, bir kişi ağırlıklı olarak 'lassie' olabilir; ama bir yandan da 'vahşi at' olabilir. Ya da bir kişi, ağırlıklı olarak 'vahşi at', diğer yandan öncelikli 'aslan' ve 'lassie' olabilir. Gelişmiş bir kişiliğin, dört kişilik tipinin de olumlu özelliklerini almış ve yerli yerinde kullanan bir kişilik olduğu söylenebilir. (Melih Arat) "

Sınıflandırmaların keskin hatlarından hoşlanmayan bendenize makalenin son parağrafı "oh be!" dedirtmiştir. Zaten bu tür mevzular dönüp dolaşıp denge mefhumuna dayanmaktadır ki zamane için kendisi mefhumdan meçhule yol almaktadır malesef. Denge'den maksat ; benim terazi gibi değil de daha çok dengeli solüsyon veya ying yang modeli zannımca. Penguen, köpek, at, aslan karışımı bir yaratık zihinde hoş bir siluet oluşturmasa da, sınıflamayı kayda değer buldum. Olumsuz özelliklerinizin farkına varmak değişimin ilk adımı.
( Son zamanlarda senin Lassie'n biraz fazla mı kaçmış ne? :))

10 Aralık 2008 Çarşamba

kıvrım kıvrım kıvran


Bugün çok sıkıldım. Sıkılırım kelle hesabı yoklamaların mecburi mevcudu olmalardan. Orada olmalıydım , sıkılırım "-meli, -malı " lardan. Elimde sıkıca tuttuğum terazinin sözümona dengeli kefelerinde, karbon kağıdı ile çoğalttığım çözümler soru işaretlerini eritirdi halbuki bu kez ünlemlere çarparak unufak oluyor hepsi. İçinde kaybolduğum girdabı görmezden mi gelmem gerek şimdi , inkar mı etmem gerek? "-mem gerek" neme gerek!!

İlle de çözemezmişim her soru işretinin kıvrımını, bacağından tutup ütüleyip yatıramazmışım satırlara boylu boyunca. Başaramamaktan çok vazgeçmek yaralarmış beni ki ilk defa vazgeçmişim bişeylerden ne kadar(?) istediğimi hiç birzaman anlayamamış olsam da...
Ben bu tadı hiç sevmemişim. Vazgeçmek, acı bile değil tatsızmış, hiç yemediğim kadar varmış. Böyle dedim diye bu kez yedim sanma, kursağımda ama yutamadım hala...
Hala elimde terazinin topuzu "hangi kefeye ne koysam da dengelesem" in hesabındayım, aahhh ne zavallıyım!!
Ben bugün gerçekten çok sıkılmışım! Hadi bitsin bugün, bu soru işareti de böyle kıvrım kıvrım kalsın(mı?) napalım ! / (?)
MFÖ 'den gelsin Yalnızlar Garı , orjinal versiyon: http://www.alkislarlayasiyorum.com/?sayfa=356a192b7913b04c54574d18c28d46e6395428ab&icerikno=f36faaea52d439d72e3d43304400787ea5208758

8 Aralık 2008 Pazartesi

kuban (/) et




Kurban et birşeyleri. Öyle sıradan, kolayca gözden gönülden çıkarabileceğin, "olsa da olmasa da olur" olanı, hasta sakat, toy ya da yaşlı olanı değil. En güzel çağında, en tatlı deminde, senin için en vazgeçilmez olanı ver. Yüreğin parçalansın, gözyaşınla yıka sunarken. "Gözümde bundan daha kıymetli birşeyim yok ama sen istersen sen istersen bundan bile vazgeçebilirim! " de sadakatle. Gönül rızasıyla, O'nun adıyla ver ve vazgeçerken de eziyet etme ki murdar değil kurban olabilsin. Bıçağı eline alıp teslimiyetle "ismailinin" in boynuna dayadığında şüphen olmasın ki gökler senin için de yarılır. Zira O' nun senin vereceklerine ihtiyacı yoktur değil mi ki "Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur." Kalpte taşınan sadakati hayat sahnesinde yaşatıp yaşatamayacağını ölçen bir imtihandır bu! Sevgi ve sadakatin ölçü birimi fedakarlıktır ezelden beri. Gözün O'ndan başkasını görse de sabredip O'na feda edebilir misin, görmektir gaye. En muhteşem yanı da şu ki ; O senin ne kadar(?) sadık olduğunu zaten bildiği halde, yaşayarak senin öğrenmen ,boy aynasında kendini görmen içindir hepsi!

" Unutmayın ki ne onların etleri ne de kanları asla Allah'a ulaşacak değildir. O'na ulaşan tek şey kalplerinizde beslediğiniz takvadır, Allah saygısıdır."
(Hac Suresi/37)

3 Aralık 2008 Çarşamba

Ne ilgisi var ?



http://fizy.com/s/1aje5j